''Uçurtmayı Vurmasınlar, Kanadımı Kırmasınlar.''
- pınar şimşek
- 24 Tem
- 2 dakikada okunur
Bazı insanlar hayatı sanki hiç rüzgar çıkmayacakmış gibi yaşamayı seçer. Güvende kalmaya çalışırlar. Risk almazlar. Hata yapmaktan kaçınırlar. Sorumluluk almaktan geri dururlar. Çünkü içten içe bilirler ki yük omuzlarına bindiğinde başarısız olma ihtimali de ortaya çıkacaktır.
Rüzgarın olmadığı yerde hiçbir uçurtma gökyüzüne yükselemez.
Hayat da tam olarak böyledir.
Birçoğumuz çocukluğumuzdan itibaren "düşme", "üzülme", "başaramazsan rezil olursun", "fazla öne çıkma" gibi görünmez mesajlarla büyürüz. Zamanla yalnızca bedenimizi değil, hayallerimizi de korumaya başlarız. Kimse kanadımızı kırmasın isteriz. Kimse bizi incitmesin. Kimse eleştirmesin.
Fakat bazen bizi yere indiren şey, başkalarının attığı taşlar değil; uçmayı hiç denememiş olmamızdır.
Sorumluluktan Kaçmak, Kendinden Kaçmaktır
Sorumluluk almak yalnızca görev üstlenmek değildir. Aynı zamanda kendi yaşamının öznesi olmayı kabul etmektir.
Çünkü sorumluluk aldığınız her an, kendinize şu mesajı verirsiniz:
"Ben bununla baş edebilirim."
Bu cümle, özgüvenin en temel yapı taşlarından biridir.
Tam tersine, sürekli geri çekilmek, karar vermemek, risk almamak ya da başkalarının sizin yerinize seçim yapmasını beklemek ise zamanla zihinde farklı bir inanç oluşturur:
"Ben yapamam."
İnsan zihni, tekrar edilen deneyimlerden öğrenir. Eğer sürekli kaçınmayı seçiyorsanız, beyniniz de giderek sizi daha kırılgan biri olarak tanımlamaya başlar.
Mücadele Etmeyen Ruh Güçlenemez
Kaslarımız nasıl kullanılmadığında zayıflıyorsa, psikolojik dayanıklılığımız da mücadele etmediğimiz sürece gelişemez.
Her zorluk yalnızca çözülmesi gereken bir problem değildir.
Aynı zamanda karakterimizin şekillendiği bir atölyedir.
Hayatın önümüze koyduğu engeller bazen can yakar, bazen yorar, bazen de umutsuz hissettirir. Ancak tam da bu süreçlerde sabretmeyi, çözüm üretmeyi, yeniden başlamayı ve belirsizliğe tahammül etmeyi öğrenebiliriz.
Hedefi Olmayan İnsan, Rüzgarın Yönüne Göre Savrulur
İnsanın ruh sağlığı yalnızca mutlu hissetmekle ilgili değildir.
Aynı zamanda anlam hissedebilmekle ilgilidir.
Bir hedefe doğru yürümek, beynimize sürekli olarak "ilerliyorum" mesajını verir. Küçük başarılar dopamin sistemini destekler; kişi kendisini daha üretken, daha yeterli ve daha umutlu hissetmeye başlar.
Oysa yönünü kaybetmiş bir yaşamda günler birbirine benzemeye başlar.
Ertelenen işler...
Başlanmayan projeler...
Sürekli "yarın yaparım" cümlesi...
Bir süre sonra yalnızca zamanı değil, insanın kendine olan inancını da tüketir.
Özgüven Başarıdan Değil, Cesaretten Beslenir
Toplumda özgüven çoğu zaman başarılı insanlara ait bir özellik gibi düşünülür.
Özgüveni başarının oluşturduğunu düşünmek yanıltıcı bir yana sahiptir.
Özgüven, tekrar tekrar deneme cesaretiyle inşa edilebilir.
Yanılmaktan korkmayan, düştüğünde yeniden ayağa kalkabilen insanlar zamanla kendilerine güvenmeyi öğrenirler.
Çünkü özgüven kusursuz olmaktan değil, eksiklerine rağmen hareket edebilmekten beslenir. Yani kendine güvenen kişi, başarısızlığı da başarı kadar kucaklar.
Hayat bizi yıpratan olumsuz yaşantılarla karşılaştırabilir.
Hayallerimiz yarım kalabilir.
İlişkiler hayal kırıklığı yaratabilir.
Başarısız olabiliriz.
Bunların hiçbiri uçmamamız için yeterli bir sebep değildir.
Çünkü kırılmamak adına vazgeçmek, kendimizi de yaşamdan geri tutmak gibi bir konuma sürükleyebilir.
Kendimize "Kanadım kırılır mı?" diyerek sormaktan ziyade "Bu kanatlarla ne kadar yükseğe çıkabilirim?" diye düşünmek bizi hem kendimize yaklaştırabilir hem de tüm sonuçlarıyla beraber yaşam enerjimizi kendimize yatırım yapmaya kanalize etme gücünü sağlayabilir.
Klinik Psikolog Pınar Şimşek



Yorumlar