top of page

Boşluk Hissi Neden Olur?

  • Yazarın fotoğrafı: pınar şimşek
    pınar şimşek
  • 13 Tem
  • 3 dakikada okunur

Psikoterapiye başvuran birçok kişi bu cümleyi farklı şekillerde ifade eder. Kimi bunu "hayattan zevk alamıyorum", kimi "hiçbir şey beni mutlu etmiyor", kimi ise "sanki kendimle bağlantımı kaybettim" diyerek anlatır.

Dışarıdan bakıldığında başarılı bir kariyer, sağlıklı ilişkiler ya da maddi güvence bulunmasına rağmen kişinin içinde devam eden bu eksiklik hissi, doyum sağlanamayan bir yerleşkeye dönüşür.

Peki boşluk hissi neden oluşur? 

Bu duygu yalnızca depresyonun bir belirtisi değildir, ruhsal yaşamımızın daha derin katmanlarına işaret eden bir deneyim olabilir.

Psikanalitik psikoterapiye göre boşluk hissi, çoğu zaman yalnızca "bir şeylerin eksik olması" değil; kişinin kendisiyle, duygularıyla ve önemli ilişkileriyle kurduğu bağın zedelenmiş olmasının bir yansımasıdır.

Boşluk hissi nedir?

Boşluk hissi; kişinin kendisini canlı, bütün ve anlamlı hissetmekte zorlandığı, duygusal olarak kopukluk yaşadığı öznel bir deneyimdir.

Bu durum şu ifadelerle kendini gösterebilir:

"Hiçbir şey beni gerçekten mutlu etmiyor."

"Sürekli bir şey eksik."

"İçimde dolduramadığım bir boşluk var."

"Kalabalığın içinde bile yalnız hissediyorum."

"Ne istediğimi bilmiyorum."

"Başarıyorum ama tatmin olamıyorum."

Bu deneyim bazen depresyon, travma ya da kayıp sonrası ortaya çıkabilir. Ancak psikanalitik kurama göre bazı kişiler için boşluk hissi, çocuklukta şekillenmeye başlayan benlik örgütlenmesinin bir parçası hâline gelebilir.


Heinz Kohut'a göre boşluk hissi: Görülmeyen benliğin sessizliği

Psikanalitik kuram içinde boşluk hissini en kapsamlı ele alan isimlerden biri Heinz Kohut'tur.

Kohut'a göre çocuk yalnızca bakım görmek istemez; aynı zamanda görülmeye, anlaşılmaya ve duygularının karşılık bulmasına ihtiyaç duyar.

Çocuk korktuğunda korkusunun,sevindiğinde sevincinin,üzüldüğünde üzüntüsünün ebeveyni tarafından fark edilmesi, sağlıklı bir benlik gelişimi için temel öneme sahiptir.

Ancak çocuk sürekli şu deneyimleri yaşarsa:

  • Duygularının küçümsenmesi,

  • Başarıları dışında değer görmemesi,

  • Sürekli eleştirilmesi,

  • İhtiyaçlarının anlaşılmaması,

  • Koşullu sevgi deneyimi,

zamanla dışarıdan güçlü görünen fakat içeride kırılgan bir benlik gelişebilir.

Bu nedenle yetişkinlikte kişi;

  • Sürekli onay arayabilir,

  • Başarı elde etmesine rağmen tatmin olamayabilir,

  • İlişkilerde yoğun ilgi bekleyebilir,

  • Yalnız kaldığında içsel bir boşluk hissedebilir.

Kohut'a göre kişi aslında "bir şeyin eksikliğini" değil, gelişim sürecinde yeterince desteklenememiş benliğinin eksikliğini yaşamaktadır.


Melanie Klein'a göre boşluk hissi: Kaybedilen iyi nesnenin izi

Melanie Klein'ın nesne ilişkileri kuramı, boşluk hissine farklı bir açıdan yaklaşır.

Klein'a göre bebek yaşamın ilk dönemlerinde bakım verenini yalnızca fiziksel ihtiyaçlarını karşılayan biri olarak değil, güven ve rahatlama sağlayan "iyi nesne" olarak deneyimler.

Bu erken ilişkilerde yoğun ihmal, tutarsızlık veya duygusal erişilemezlik yaşandığında kişi zamanla iç dünyasında güven veren içsel temsilini oluşturmakta zorlanabilir.

Sonuç olarak yetişkinlikte kişi:

  • Sürekli terk edilmekten korkabilir,

  • İlişkilerde aşırı bağımlı davranabilir,

  • İnsanlara güvenmekte zorlanabilir,

  • İçinde sürekli tarif edemediği bir eksiklik hissedebilir.

Bu nedenle bazı insanlar sevgili değiştirerek, iş değiştirerek ya da şehir değiştirerek boşluk hissinden kurtulmaya çalışırlar.

Ancak Klein'ın bakış açısından sorun dış dünyada değildir; kişinin iç dünyasında güven veren nesne temsillerinin yeterince bütünleşememiş olmasıdır.

Bu nedenle boşluk hissi çoğu zaman yeni bir ilişkiyle kısa süreli azalırken, zaman içinde yeniden ortaya çıkabilir. İyi nesnenin eksikliği, sadece ihmal davranışlarıyla değil, ebeveyn kaybıyla da ilişkili olabilir.


Otto Kernberg'e göre boşluk hissi: Kimlik bütünlüğündeki kırılmalar

Otto Kernberg özellikle kişilik örgütlenmeleri üzerine yaptığı çalışmalarla boşluk hissini açıklayan önemli kuramcılardan biridir.

Kernberg'e göre sağlıklı bir benlik gelişebilmesi için kişinin hem kendisiyle hem de başkalarıyla ilgili olumlu ve olumsuz yönleri bir arada taşıyabilmesi gerekir.

Ancak erken dönem ilişkiler yoğun çatışmalı veya travmatik olduğunda kişi insanları ya tamamen iyi ya da tamamen kötü olarak algılamaya başlayabilir.

Bu durum yalnızca ilişkileri değil, kişinin kendilik algısını da etkiler.

Böyle kişiler zaman zaman:

  • Kim olduklarını bilemediklerini hissedebilir,

  • Sürekli değişen hedeflere sahip olabilir,

  • Yoğun yalnızlık yaşayabilir,

  • İçsel boşluk hissinden yakınabilir.

Kernberg'e göre kronik boşluk hissi, özellikle sınır (borderline) kişilik örgütlenmesinde sık görülen deneyimlerden biridir. Ancak bu, boşluk hissi yaşayan herkesin borderline kişilik örüntüsüne sahip olduğu anlamına gelmez. Benzer deneyimler farklı ruhsal yapılarda da görülebilir; önemli olan bu hissin kişinin yaşam öyküsü ve ilişki örüntüleri içinde nasıl anlam kazandığıdır.


Psikanalitik terapi boşluk hissine nasıl yaklaşır?

Psikanalitik psikoterapi boşluk hissini "ortadan kaldırılması gereken bir belirti" olarak görmekten ziyade, kişinin ruhsal yaşamına açılan önemli bir kapı olarak değerlendirir.

Terapi sürecinde şu sorular üzerinde çalışılır:

Bu boşluk ilk ne zaman hissedilmeye başladı?

Hangi ilişkilerde yoğunlaşıyor?

Kişi kendisini nasıl deneyimliyor?

Yakınlık, ayrılık ve kayıp onun için ne ifade ediyor?

Çocukluk deneyimleri bugünkü ilişkileri nasıl etkiliyor?

Terapide amaç yalnızca kişinin kendini daha iyi hissetmesi değildir. Aynı zamanda kişinin kendi iç dünyasını daha derin biçimde tanıması, duygularını anlamlandırabilmesi ve daha bütünlüklü bir benlik deneyimi geliştirebilmesidir.

Boşluk hissi çoğu zaman yaşamımızdaki eksik bir nesnenin değil, geçmişte yeterince karşılanamamış duygusal ihtiyaçların bugüne uzanan izlerinin ifadesidir.

Kohut bize görülmenin ve anlaşılmanın benliği nasıl beslediğini; Klein erken ilişkilerin iç dünyamızdaki güven duygusunu nasıl şekillendirdiğini; Kernberg ise kimlik bütünlüğünün ve nesne ilişkilerinin bu deneyimdeki rolünü anlamamıza yardımcı olur.

Eğer uzun süredir "İçimde tarif edemediğim bir boşluk var." diyorsanız, bu duyguyu bastırmaya ya da hızla doldurmaya çalışmak yerine onun size ne anlatmaya çalıştığını merak etmek iyileşme yolunda önemli bir başlangıç olabilir.

Psikanalitik terapi, bu boşluğun kökenlerini keşfetmek ve kişinin kendisiyle daha canlı, daha anlamlı bir ilişki kurabilmesi için güvenli bir alan sunar.


 
 
 

Yorumlar


© 2026 by Pinar Simsek

bottom of page