top of page

Terapiye Gitmek İçin Yeterince Kötü Hissetmek Gerekir mi?

  • Yazarın fotoğrafı: pınar şimşek
    pınar şimşek
  • 11 Tem
  • 4 dakikada okunur
Terapiye başlamak için kötü hissetmemek

Hayatımızın birçok alanında yardım istemeyi geciktirmeye alışığız.

Dişimiz ağrır ama "biraz daha bekleyeyim" deriz.

Arabadan ses gelir ama "idare eder" diye düşünürüz.

İş yükümüz artar, yoruluruz, uykularımız bozulur; yine de kendimize "geçer" demeyi sürdürürüz.

Ruhsal dünyamız söz konusu olduğunda ise bu bekleyiş çoğu zaman daha uzundur.

Çünkü pek çok insan terapiye ancak artık dayanamadığında gitmesi gerektiğine inanır.

"Benim durumum terapi gerektirecek kadar kötü değil."

"Daha büyük sorunları olan insanlar var."

"Biraz daha güçlü olmalıyım."

Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri tam da budur.

Oysa terapi, yalnızca kriz anlarında başvurulan bir yer değildir.

Bazen terapi, krize dönüşmeden önce ruhumuzun bize fısıldadığı sesi duyabilmektir.


Psikoloğa Gitmek İçin Dibe Vurmayı Beklemek Gerekmez

Toplumda psikoterapiye ilişkin hâlâ yaygın bir yanlış inanış var:

"Terapiye sadece çok hasta insanlar gider."

Oysa psikolojik destek almak, fiziksel sağlığımıza gösterdiğimiz özeni ruh sağlığımıza da gösterebilmektir.

Birçok kişi terapiye;

  • ilişkilerinde aynı sorunları tekrar tekrar yaşadığı için,

  • sürekli kaygılı hissettiği için,

  • kendisini tanımak istediği için,

  • çocukluk deneyimlerinin bugününü nasıl etkilediğini anlamaya çalıştığı için,

  • tükenmiş hissettiği için,

  • karar vermekte zorlandığı için,

  • ya da sadece "neden böyle hissediyorum?" sorusunun peşinden gitmek istediği için başvurur.

Bunların hiçbiri "yeterince kötü" olmayı gerektirmez.

Çünkü ruhsal acı, yalnızca yoğunluğu ile değil; yaşam kalitesini nasıl etkilediğiyle de değerlendirilir.


Neden Yardım İstemek Bu Kadar Zor Geliyor?

Bu sorunun cevabı çoğu zaman bugünden çok daha eskilere uzanır. Psikanalitik açıdan kuramcıların söylemleri, yardım istemenin bizdeki yerini anlamamızda yardımcı olmaktadır. Bir çok düşünürün bu konuya ilişkin söylemleri olmakla beraber dikkatimi çekenleri şöyle özetleyebilirim:


Melanie Klein: "İyi Çocuk" Olmanın Görünmeyen Yükü

Melanie Klein, erken çocukluk ilişkilerinin iç dünyamızın temelini oluşturduğunu söyler.

Çocuk, bakım verenlerinin duygularını anlamaya ve ilişkiyi korumaya çalışırken zaman zaman kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenebilir.

Yetişkin olduğunda ise şu inançlarla yaşayabilir:

"Rahatsızlık verirsem insanlar benden uzaklaşır."

"Sorun çıkarmamalıyım."

"Güçlü olmak zorundayım."

Bu nedenle birçok kişi yardım istemeyi zayıflık olarak algılar.

Oysa yardım istemek çoğu zaman güçsüzlüğün değil, ruhsal farkındalığın göstergesidir.


Carl Gustav Jung: Güçlü Görünme Maskesi

Jung'un "persona" kavramı, toplum içinde taktığımız sosyal maskeyi anlatır.

Çalışkan…

Başarılı…

Neşeli…

Herkese destek olan…

Hiç yorulmayan…

Bu kimlikler zamanla o kadar güçlenebilir ki kişi kendi gerçek duygularını bile fark edemez.

Fakat bastırılan hiçbir duygu gerçekten kaybolmaz.

Jung'un "gölge" olarak tanımladığı bu yönler;

  • kronik kaygı,

  • tükenmişlik,

  • ilişkilerde tekrarlayan sorunlar,

  • anlamsızlık hissi,

  • bedensel yakınmalar

şeklinde kendini göstermeye başlayabilir.

Bazen terapiye gelme nedeni depresyon değildir.

Kişi sadece "eskisi gibi hissetmiyorum" der.

Ve aslında bu cümle, ruhun yardım çağrısı olarak yansımakta olabilir.


Otto Kernberg: İçimizde Konuşan Acımasız Eleştirmen

Otto Kernberg, benlik gelişiminde içselleştirilmiş ilişki deneyimlerinin önemini vurgular.

Bazı insanlar büyürken sevgiyi başarıyla ilişkilendirmeyi öğrenir.

İçlerinde zamanla şu ses oluşur:

"Daha iyisini yapmalısın."

"Şikâyet etmeye hakkın yok."

"Sen güçlüsün."

"Bunu da tek başına çözmelisin."

Bu içsel eleştirmen nedeniyle kişi terapiye gitmeyi sürekli erteler.

Çünkü yardım istemek, zihninde başarısızlıkla eş anlamlı hâle gelmiştir.


Terapi Sadece Sorun Çözmek İçin Değildir

Psikanalitik yönelimli terapi yalnızca belirtileri azaltmayı hedeflemez.

Asıl merak ettiği soru şudur:

"Bu belirtiler neden bugün ortaya çıktı?"

Kaygı…

Öfke…

Yalnızlık…

İlişkilerde tekrar eden döngüler…

Mükemmeliyetçilik…

Hepsi bize bir şey anlatmaya çalışıyor olabilir.

Terapi, bu belirtileri susturmaktan çok onların dilini anlamaya çalışır.

Çünkü bazen semptom, düşmanımız değil; yıllardır duyulmayan bir ihtiyacın sesi olabilir.


Terapiye Başlamak İçin Kendinize Sorabileceğiniz Sorular

Aşağıdaki sorulardan birkaçına "evet" diyorsanız, bir klinik psikologla görüşmek faydalı olabilir.

  • Son zamanlarda kendim gibi hissetmiyor muyum?

  • Sürekli aynı ilişki sorunlarını mı yaşıyorum?

  • Kaygılarım günlük yaşamımı etkiliyor mu?

  • Dışarıdan iyi görünsem de içimde sürekli bir yorgunluk hissi var mı?

  • Hayır demekte zorlanıyor muyum?

  • Kendime karşı başkalarına olduğum kadar şefkatli değil miyim?

  • Sürekli güçlü görünmeye çalışıyor muyum?

Bu sorular bir tanı koymak için değil, kendinize yönelmek ve iç dünyanızın keşfine adım atabilmek için fayda sağlayabilir.


Terapiye Gitmek "Bozulduğunu" Göstermez

Diğer yandan bir başka konu ise toplumun yansıttığı algıyla terapiye karşı olumsuz bir bakış açısı içinde olmamızdır. Toplum bize çoğu zaman psikolojik desteği son çare olarak öğretiyor.

Oysa psikoterapi, çoğu zaman hayatın daha bilinçli yaşanabilmesi için atılan bir adımdır.

Birçok insan terapiye geldikten sonra ilk kez şunu fark eder:

"Ben yıllardır sadece idare ediyormuşum."

İyi olmak ile alışmak aynı şey değildir.

Hayatta kalmak ile gerçekten yaşamak da öyle.



Terapiye başlamak için sorulması gereken soru şu değildir:

"Yeterince kötü mü hissediyorum?"

Asıl soru şudur:

"Kendimi daha iyi tanımaya, tekrar eden yaşam örüntülerimi anlamaya ve iç dünyamı merak etmeye hazır mıyım?"

Psikanalitik yaklaşım bize şunu hatırlatır:

İnsan yalnızca acısından kurtulmak için değil, kendisiyle daha derin bir ilişki kurabilmek için de terapiye gelir.

Değişim, büyük bir krizle değil; uzun zamandır ilk kez kendimize dürüstçe sorduğumuz küçük bir soruyla başlar.

"Ben gerçekten nasıl hissediyorum?"

Yardım istemenin kişiye katkısı

Sık Sorulan Sorular

Terapiye gitmek için tanı almış olmak gerekir mi?

Hayır. Psikoterapi yalnızca psikiyatrik tanısı olan kişiler için değildir. Kendinizi tanımak, yaşam kalitenizi artırmak, ilişki örüntülerinizi anlamak veya zorlayıcı bir yaşam döneminden geçmek de terapiye başlamak için geçerli nedenlerdir.

Psikoloğa gitmek için ciddi bir travma yaşamış olmak gerekir mi?

Hayır. Günlük yaşamda tekrar eden kaygılar, karar vermekte zorlanma, özgüven sorunları, tükenmişlik, ilişki problemleri veya sürekli aynı döngülerin içinde hissetmek de terapi desteğinden fayda görebilecek durumlardır.

Psikanalitik terapi ile diğer terapi yaklaşımları arasındaki fark nedir?

Psikanalitik yönelimli terapi yalnızca belirtileri azaltmaya odaklanmaz. Duyguların, ilişki örüntülerinin ve bilinçdışı süreçlerin bugünkü yaşantıyı nasıl şekillendirdiğini anlamaya çalışır. Amaç yalnızca "iyi hissetmek" değil, kişinin kendisini daha derinlemesine tanımasına ve içsel dünyasını anlamlandırmasına yardımcı olmaktır.

İç dünyanızı daha yakından anlamak, tekrar eden ilişki örüntülerinizi keşfetmek veya yaşamınızdaki zorlayıcı süreçleri güvenli bir terapi ortamında ele almak isterseniz benimle iletişime geçebilirsiniz. Kadıköy'de yüz yüze ve Türkiye'nin her yerinden online psikoterapi hizmeti sunuyorum.

Klinik Psikolog Pınar Şimşek


Yorumlar


© 2026 by Pinar Simsek

bottom of page