top of page

Güven; Korku, Çekinme ve Şüphe Duymadan İnanma ve Bağlanma Duygusu.

  • Yazarın fotoğrafı: pınar şimşek
    pınar şimşek
  • 19 May
  • 2 dakikada okunur

Güven derken, siz de o emir kipini hissediyor musunuz? Yap bunu diyen?

Güven, açıklamakta zorlandığım bir duygudur. ‘‘Güven neydi?’’ diye sorarken kendime, boğazımda düğümlenen bir yumrudan hemen sonra iç sesim kendiliğinden yükselir: ‘‘güven Pınar, ağaca güven, toprağa güven, havaya güven…’’

İnsan olarak yaradılışımıza tezat bir çok şey barındırır güven duygusu. Hayatta kalmak ve yok olmak arasında gidip gelmenin belirsizliğini tolere edebilmek için büyük ölçüde libidinal enerji (yaşam enerjisi) harcarız. Bir an sonrasında ne olacağına dair bilinmezlik, bunu arzuya hizmet eden ölüm dürtümüz, yaşamın içerisinde kalmaya dair daha fazla efor harcamamıza sebep olur. Hal böyle olunca, semadan süzülen her şeyin sadece ‘‘anda’’ var olduğu gerçeği, güven duygumuzu zedeler. İşte tam da bu yüzden güvenmemek ve güvenmek arasında bir yerlerde kalarak, birbirleriyle çatışma yaşamalarına sebep olmadan bir hayat dizisi yaratmak, ruhsallığımızda güvenin bir meseleye dönüşmemiş halidir.

Yine en başa (doğum) dönecek olursak, dünyaya gelişimizle ortaya çıkan bağlanma ihtiyacımız, güven duygusunu deneyimlemeye kapı açar. O nedenle, her ne kadar bu entegrenin oluşması gerekse de ilk karşılaşma oldukça çetin geçer, güvene güvenmek; güvenmemek ya da güvenmemek; güvenmemeye güvenmek meselelerini kavramak bilincimiz için kolay bir gelişim evresi değildir.

Sevgi, aidiyet, güven duygularını kavramak ve buraya bağlı ihtiyaçları kapsayabilmek, ilk gelişim yıllarında gerçekleşmektedir. Dünyanın güvenli bir yer olduğuna inanmamız için bakım verenin etkin bir rolü vardır. Bakım, koruma ve ilginin kendiliğinden sunulan olduğuna ikna olmak, sevgi ve güvenin kazandırabileceği bir bağlanmayla mümkündür. Yeterince güvenli bir alan sunulmadığında, bebeğin ölüm dürtüsünün hizmetine dahil olan sadizmle saldırganlık dürtülerinin harekete geçeceğini görebiliriz. Böyle bir durum, bu dönem başarıyla atlatılamadığında, gençlik ya da erişkinlik yılları ya da daha sonrasında, öfkenin deneyimlendiği ya da bastırıldığı durumlarda döngünün devam ettiğini gösterecektir. Bağlanmaya dair engelleyiciler karşısında saldırgan bir tutum benimsemek, engelleyicinin kendisinin uyandırdığı duygularla ilgili değil, bağlanmaya karşı tehdit algısı oluşturmasıyla ilgilidir.

Güven inşası, bağlanma ile ilişkilenme halinde yapılandırılır. Bu, bir yanıyla bir süreçtir fakat süreç olması sebebiyle de ortaya çıkan kaygıyla ilgili baş etme becerileri geliştirmek durumunda kalırız. Bu baş etme gerekliliği ise bizi savunma mekanizmalarımızı geliştirmeye yöneltir. Bu haliyle baktığımızda, duyguların birbirini ne kadar çok etkilediğini, yapısal olarak farklı dinamiklere sahip olsalar da bir duygunun başka duyguları nasıl uyandırabildiğini farketmenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Her duygudan bahsediyor oluş, bir başka duygunun sesini açıyor. Belki böyle bir yere varmak, duyguların tek başlıkta açıklanamayacağını, bir kümenin içinde birbiriyle içe içe geçmiş parçalar olabileceğini söylememize de olanak sağlıyor. Bu tümevarımla ilerlediğimiz yol, sanıyorum ki; bahse konu güven duygusunu ve diğer tüm duyguları anlamaya dair öğrenme becerilerimize, içsel bir derinlik katacaktır.

Güven duygusunu anlamak için öfkelendiğimiz kişilere, durumlara ya da olaylara bakmak, bizde kaygı uyandıranların ne ile ilişkili olabileceğine yönelmek, güven duygusu ile olan ilişkimizi fark etmemizi sağlayacaktır.

Yorumlar


© 2026 by Pinar Simsek

bottom of page